16 Mayıs 2012 Çarşamba

Para? Cash olsun!

Yahu günlerin nasıl geçtiğini hakikaten anlamıyorum, desem. Bunu okuyan kişiler evet aramıza hoş geldin diyebilir. Bazen yaşadığımız zorlukları yaşarken, sanıyoruz ki bunlar sadece bizim başımıza geliyor. Evet herkesin derdi kendine büyük ama, bazen bizden daha kötü durumda olanlar bize teselli olabiliyor. Bu da dünyanın en ironik insanlık hesaplaşması bence. Yani bir yanınız kimsenin kötü bir şeyler yaşamasından memnun olamıyor ama bir tarafınızda iyi ki benim başıma gelmedi diyor. Keşke kimsenin başına gelmese çok kötü şeyler ama geliyor işte. Daha önce kimse size söylemediyse ben söyleyeyim; Hayat adil değil. Bazen düşünmeden edemiyorum belki bunu herkes sık düşünür ama söyleyemez. Şu an ben bu yazıyı yazarken süper lüx yatıyla boğazda gezenler var, beş yıldızlı bir otelde tatil yapanlar, manzaralı süper lüx dairesinde sevgiliyle beraber olanlar, aynaya baktığında çağla şikel gibi vücudu olanlar, kendi adaları, uçakları olanlar, acayip zengin adamlar var be! Ben ne yapıyorum? Sanki bu yazdıklarımı okuyup, beni umursayan varmış gibi buraya bir şeyler yazıyorum. En önemlisi engelleyemediğim bir iç güdüyle bu insanlara özeniyorum. Benden ne farkları olduğunu deli gibi merak ediyorum. Bunlar klasik gelebilir ama evet, yapacak bir şey yok merak ediyorum ya! Çok parayla istedikleri kapıyı istedikleri zaman açabilen insanların o konuma nasıl geldiklerini ve benden farklı ne düşündüklerini çok merak ediyorum. Belki o farkı bulsam bende onlar gibi olabilirim diye düşünüyorum. Ama sonra küçüklüğümüzden beri annemin kulağıma fısıldadığı şeyler geliyor. Onlar da mutlu değildir. E vardır herkesin bir derdi. Paranın çözemeyeceği, elde edemeyeceği şeyler vardır. Falan filan. Annemin bir lafı var hiç unutmam "çok laf yalansız, çok para haramsız olmazmış" der. Der de sadece der işte. Bu sözü de ancak bu işin "çok laf" kısmını elinde tutanlar söyler. E çok parayı elimize geçiremedik ki arkadaş, oturup düşünelim bunda birinin hakkı var mıdır diye? İsteklerim artıyor, daha iyi eğitim, daha çok eğitim, onu da öğreneyim, bunu da yapayım, o okula da gideyim diyorum. Ama sadece laf. Çünkü bu ülkede eğitim almakta paraya bakıyor, geriye kalan her şey de. Evet insanların gerçek sevgisini parayla kazanamıyorsunuz ama o adamlarda süper lüx dairelerinde otururken sizin sevginizi kazanmayı çokta düşünmüyorlar bence. Eğer birazcık para kazanabilsem, köyde duran viraneye dönmüş, çocukluğumun geçtiği o evi adam ederdim. Eski günlerde ki gibi pencerenin önüne koca bir sedir koyar, salı pazarını izlerdim. Pazardan karpuz alırdık, balkonda yemek yerdik. Çaylarımız yudumlarken şöyle serin bir rüzgar eserdi, ürperirdik ama içeri geçmezdik. Yağmurlu havalarda damlaların sesini dinleyerek uyuya kalırdım o sedirde. Belki çıkıp bir kaç arkadaş bulup saklambaç oynamaya bile kalkabilirdim. Sırf bu duyguları yaşamak için elimde para olmasını isterdim. Dedemin bana yaptığı ayranların anısını yaşatmak için. Bahçeye soğan, maydanoz ekmek için. Kim bilir belki bir gün yaparım. O zaman bende kendi süper lüx dairemde hayattan başka bir şey beklemeden yaşar giderdim. Belki tek beklentim bahçede ki ağaçların daha çok meyve vermesi olurdu... Bir de kedim olurdu... Keşke kedim olsa...

Sevgi..Saygı...

15 Mayıs 2012 Salı

Çok uyudum, uyanmam gerek!

Bu kadar uzun zaman sonra, bir şeyler yazmak istedim çünkü; her insanın hayatında zor zamanlar oluyor. Ben bu zor zamanları her zaman kendi kendime aştım. Ama bu aralar bu konuda bir takım sıkıntılar yaşıyorum. Eğer hayatınızda bir şeyler yolunda gitmiyorsa, bir sorun var demektir ve o sorunu bulmak için insanın kendisine doğru soruyu sorması gerekir. Farkına varıyorum ki şu ana dek yanlış soruyu soruyorum, ama doğru soruyu da bulamadım. Hayatıma giren, çıkan, hayatımın içine eden adamlarla ilgili bir sorunum var ama asıl sorun bu değil. Sanırım asıl soru beni hayatımda biri olmalı yanılgısına götüren dayatmalar. Evet hayatınızda insanlar olmalı ama bir erkekle karşılıklı oturup konuşamıyorsanız ve hemen sevişmeye geçiyorsanız o insan size kısa süreli bir zevkten başka ne verebilir? Bana bunu yapmış bir erkeğe neden bu kadar kızgınım? Bilmiyorum. Belki bu kızgınlığın bir nedeni de kendime olan kızgınlığımla birleşmesidir. Çünkü sorunları asla tek bir kişi oluşturmaz. O insana bunu yapma fırsatını verdiyseniz, sizde de var. Neyse gelgelelim, madem bir blog açmışım tutupta benim hayatımı mahveden adamları anlatmanın ne anlamı var? Onları bu kadar önemsemenin ve hayatımın merkezinden çıkaramamamın ne anlamı var? Düşünüyorum da benim hayatımda sadece bu kötü şeyler mi oldu? Ben hiç mutlu olmadım mı? Neden onları hatırlayıp, onları yazamıyorum? Evet şu an yazamıyorum ama yazacağım. Çünkü beni ben yapan olaylar hayatıma giren erkekler değildi sadece, beni ben yapan bir ben var içimde. Bir kız var. Kadın olmaya çok erken vermiş bir kız ama bunda başarı olamadığını gördü. Şimdiye kadar bunun için üzülüyordum ama bir faydası görmedim. Üzülmek, depresyona girmek, bir ağlamak bir gülmek, bunlar bir işime yaramadı. Şimdi ne yapacaksın deseniz onu da bilmiyorum ama ne yapmamaya çalışacağımı biliyorum. Çok uzun bir aradan sonra dua ettim, ve çok acınası bir halde olduğumu söylemem gerek. Çünkü insanlar bir şeyler isterler ve farkında olmasalar da bunun için dua ederler, bu insanın doğasında var. Ama ben dedim ki "Allahım lütfen! Yalvarıyorum, sadece çevremdekilere bu kadar zarar vermemi önle!"
Çocukluk dualarımdan çok uzak bir dua... Nasıl bir yıkım beni bu hale getirdi? ve ben nasıl bunu bu kadar uzun süre görmezden gelebildim? 23 yaşındayım ama 43 yaşında gibi hissetmeye başladım, işin kötü yanı bir daha 23 olmayacağım. İşte insan böyle de olabiliyormuş demek ki, kendisini derinden etkileyen olaylar, hayatını bir düzene koyamama, büyük trajediler karşısında iyi görünmeye çalışmak ve her şey yolundaymış gibi davranmak beni yaklaşık 3 aylık bir süre içerisinde mahvetti. Verdiğim kiloları aldığımı falan geçtim, inanın artık gerçekten geçtim, müthiş bir hafıza kaybı, ne yaptığını hatırlamama, nereye gideceğini unutma, insanların isimlerini 2 dakika önce söylemelerine rağmen yanlış söyleme, konuşamama, sinir krizi geçirip kitapları yırtma.... Şişman olmak hayatta sadece sizi kaybolmaya sürekleyen bir yardımcı diyebiliriz. Bunun artık sadece şişmanlıkla ilgili olmadığına da kanaat getirdim. Eğer fiziksel görüntünüzden memnun değilseniz, hayatınızda olabilecek bütün olumsuzlukları buna bağlayabiliyorsunuz. Psikolojiniz sizi o noktaya getirebiliyor. Geçenlerde aklıma bir söz geldi ve onu facebook hesabımda yayınlamıştım; Ben bu hayatta ne dibe vurabiliyorum ne de yukarı çıkabilyorum, arada bir yerde asılı kaldım. Çünkü dibe de vursanız, zirveye de çıksanız gideceğiniz yol bellidir. Dibe vuran yukarı çıkar, zirvede olan aşağı iner. Ama o arada bir yerde araf'a takılırsanız, hareket edemez nefes alamazsınız. Çıkmak için yeni rüzgarlar, yeni işler ve yeni insanlar bekledim. Ama gelmiyorlar. Bende elimdekilerle yetinmem gerektiğini düşündüm ve bu araftan çıkmak için kendi rüzgarımı yaratacağım. Benimle 2 gece yattıktan sonra hayatımdan siktir olup giden ve kendisini kanatsız melek gösteren sik kafalı eski sevgilime bağımlı yaşamak ve yaşadıklarım için üzülmek beni bunaltıyor artık. Değiştirebilyormuyum olanları? Hayır. Onu seviyor muyum? Hayır. Geri dönse beraber olabilir miyiz? Mümkün değil. Eeee...
E o zaman siktir et be kızım! derler adama. E o zaman siktir ettim, bundan sonra anlatırsam bir kendimi anlatırım... Benim için en güzeli...


Sevgi...Saygı...

27 Ekim 2011 Perşembe

Ne Hakanlar, Kaanlar gördük...


Bir adamın bir kadını aldatması ne kadar da sıradan geliyor. Çok basit… Çok kolay… Çok ezici… Bunun gerçekten doğurabileceği sonuçları, annemin yani ailemizin başına gelmeden önce çok yanlış yorumlamışım. Babam annemi aldatırsa, çok kızardım diyordum kendi kendime. Ne kadar çocukça bir düşünce. Bu kadar çocukça düşünebilecek kadar inanmışım babama demek ki. Bunu yapmayacağına çok inanmışım.
İşin aslı yıllardır annem babamı bir takım kadınlardan kıskanırdı. Evde devamlı bir tartışma söz konusuydu bu kıskançlıklar yüzünden. Bir ay bekler, sonra tekrar aynı yerden farklı farklı kadınlar kıskanılır. Babam annemi defalarca dövmüştür kardeşimin ve benim gözümün önünde. Çok küçük olduğum zamanlarda bile o an devleşirdi öfkem, kendimi birden aralarında bulurdum.
Kardeşim… Benim canım küçük kardeşim. Annemde babamda çalıştığı için ilkokul ikinci sınıftan beri onunla evde yalnız kaldık. Yemek yapmayı onun sayesinde öğrendim. İlk yumurtamı sevdiğimiz bir şeyler yiyelim beraber diye kırdım. Arkamdan gelen minik adımlar, benim gibi konuşmak, benim gibi giyinmek isteyen bir kıvırcık marul. O’na olan sevgimi tarif bile edemem. O’nun için neler yapabileceğimi ise kimse tahmin edemez.
Kardeşimle o telefon konuşmasını yaptığımda, sesinin titrediğini duydum. İşte tam o an kafamdan aşağı kaynar sular döküldü. Öfkem içimde patlayacaktı sanki de beni yok edecekti. Dışarı çıktım ve gidebileceğim en yakın zamana bilet aldım. Ben gidinceye kadar evde olanları tahmin etmek zor değil. Annemin yediği onca dayak ve üstüne üstlük artık tanınmaz hale gelen duyguları. Evet. Eve gittiğimde, annemin ne hissettiğini soracak olursanız, bunu ne o biliyordu ne de ben. Kardeşimin korkusu gözlerinden okunuyordu. Acaba bize ne olacak? Ben kardeşim fotoğrafları buldum demesine rağmen, buna yine de ihtimal vermedim. Annemin yıllardır yaptığı şeydi bu. Hep kıskanırdı ve olay yaratırdı. Sadece bu sefer birazcık abartmıştı.
Bir kız çocuğunun ilk gördüğü erkek motifidir baba. İlk aşık olduğu ve ilk sevgilisidir derler bazı yazarlar. Ben babama hiç aşık olmadım. Ama yine de o benim kahramanımdı. Sonuçta o benim babamdı. Annem bana karşı hep sert olmuştur, dövmüştür de beni çocukluğumda. Şimdi bu yazıyı okusa hiçbir şeyi de unutmuyorsun der. Anneme karşı hep daha geri plandaydım, onu severdim ama gösteremezdim. Çekinirdim. Babam bana hiç el kaldırmamıştır çocukluğum boyunca, kızmıştır sadece. Ama bana bir kere tokat atmıştı. Onu da hiç unutmuyorum. Küçükken o telefonla konuşurken bağıra çağıra vileda sopasının üzerinde hopluyordum. Sesimi diğer tarafa duyurmak istiyordum, bak ben buradayım, mutluyum. Ama konuşmanın sonunda babamdan bir tokat yemiştim. Benim hayatımdaki adamlara yalan söyleyerek dikkat çekmek isteme huyum sanırım tam olarak bu anda başladı. Çünkü yaptığım yaramazlıklar hakkında babama bir daha asla doğruyu söylemedim. Annem ise her şeyi bilir, ama sesini istediği zaman yükseltir. Babam bana vuramaz ama ona vurur, annem kardeşime vuramaz ama bana vurur. Sonra gün geldi hayat hepimize vurdu =).
Direnmenin anlamı yoktu. Babam iş arkadaşlarından birine hem de onun gibi evli olan birine aşık olmuştu. Evet evet, kesinlikle aşık olmuştu. Ona şiirler yazıyordu. Fotoğraflarını bilgisayarındaki şifreli klasörlerde gizliyordu.( Ben o şifreleri kırana kadar, şifreliydiler.) Annem ne kadar delil varsa (notlar, şiirler, bilgisayar çıktıları, yazışmalar) biriktiriyordu. Kardeşim dağılmış vaziyetteydi. Anneme ilk başlarda inanmadığım için, artık annem benimle sorunlarını konuşmuyor, doğal olarak kardeşimle konuşuyor. Bütün bunlar olurken ben sürekli okula gidip gelmek zorunda kalıyorum ve evde tantana eksik olmuyor. İşte bu araların birinde ben sigaraya başladım.
Bütün bu olanların sonunda, ne olursa olsun hayatımda güvenebileceğim tek erkek olan babama… artık güvenmiyordum. Annemle nasıl eskisi gibi oluruz sorusunun cevabının, asla olduğunu kendime itiraf ettiğimde de artık kendime güvenmiyordum. Kardeşimi ise hep seveceğim ve onun hep çok iyi olması için elimden geleni yapacağım.
İşte tüm bu düşünceler içerisindeyken ve şişmanlık kendine güvensizliğimi müthiş bir şekilde tetiklerken sizin için seçenek nedir? Şu değildir mesela; seni anlayan, güvenebileceğin bir erkeği mutlaka bulacaksın ve çok mutlu olacaksın. Tüm bunlardan sonra bu seçene hasssssiktir diyorsunuz. Ama şu olabilir; nereden olursa olsun bir erkek bul,onunla seviş, bağlanma, kır, dök, parçala!
Evet, tabii ki bunlardan birini seçmedim. Ben hayatınızda görebileceğiniz en aptal insan olabilirim çünkü öyle bir şey yapmaya kalkıştım ki olmadı. Şu durumda olmayacak tek şey, takdir edersiniz ki iki seçeneği aynı anda gerçekleştirmeye çalıştırmaktır. İnternetten tanıştığın bir adama güvenmek, onunla sınırsız telefon sexi yapmak, görüşmek mümkünse bunu gerçekten yapmak, hayatının bu aptal evresinde onun varlığıyla mutlu olduğunu düşünmek, her şeyi ona göre ayarlamak ve işin sonunda da kandırıldığını öğrenip ağzına geleni saymak,sövmek ve inanılmaz bir kalp yarasıyla baş başa kalmak. Sanki yaşadıkların gerçekmiş gibi…
Bu olayın üzerinden 1 yıl kadar geçince, yaşadıklarınızın gerçek olmadığını ve hislerinizi aslında sizin beyninizin yarattığını anlayabiliyorsunuz. Belki bazı insanlar bunu daha kısa sürede fark etmiştir ama benim fark etmem baya bir vakit aldı, bir o kadar da gözyaşı. Kanla dökülen hiçbir göz yaşı unutulmazmış. Ben bunların hiçbirini unutmuyorum. Çünkü her seferinde elime bıçağı aldım ve kalbime ben sapladım. Kanla akıttığım hiçbir göz yaşını unutmadım… Babamın annemi aldatışını ve ailemize ihanetini unutmadım… Hakan’ın beni acımasızca kandırışını unutmadım… Akılsızın beni başkasına nasıl tercih ettiğini unutmadım… Hiçbirini unutmadım…
Ama şunu biliyorum ki, bu duygu bana sadece bu yazıyı yazdırıyor. Benim bunları unutmamam hiçbir şey ifade etmiyor. Sadece omuzlarıma bir yük daha. Evet bunu biliyorum ve bununla yaşamayı öğreniyorum. Bunu istediğim için yapıyorum. Ne derler bilir misiniz bilmem “ Never forget… Never forgive…”  ;)
Au revoir!

Kıymetsiz, Her sey Kıymetsiz...


Aslında şu sıralar geçmişi düşünüp bir şeyler yazmayı çok istemiyorum. Ama canım çok sıkkın ve bir şeyler yazacağım. 5 yıl önce, üniversiteyi ilk kazandığım yıl o kadar kötü bir durumdaydım ki. Etrafımdaki her şey ve her insan yeni. Akılsız beni perişan etmiş duygusal olarak çökmüşüm ve büyük sıkıntılarım var. Birine tutunmam gerekirken dersime giren genç bir hocama aptalca bir ilgi duymaya başladım. İnce uzun bir adam, gözleri çekik ve hafif kırlaşmış saçları var. Çılgınca bir ilgi ve bağlılık. Türk filmlerinde olur ya derste aptal aptal hayranlık duyarak bakar öğrenci hocasına. İşte aynen o durumdayım ve gerçekten aptal görünüyorum karşıdan. Şimdi anlıyorum ki o bunu fark etmişti.
Ama ilgi duymam dersinden çok iyi olayım diye çabalamamı gerektirmiyordu benim için. Hiç yeltenmedim böyle bir şeye. Zaten sonradan fark ettim ki okuduğum yerde notlar sınav kağıdına verilmiyor sana veriliyordu. Senin nasıl göründüğüne. Eh aptal göründüğümü söylediğime göre, notlarımı tahmin etmek zor değildir. Benim bu hayranlığım devam ederken bu hocam sınıfımdan bir başka arkadaşımla birlikte olmaya başladı. Ama hatun hakkaden çok güzel ve kaşar. Bölümde dedikodular aldı başını gitti. Bende o zaman yine anladım ki, ahhh dedim kendi kendime, kızım sen hocana aşık olurken bile gidip en katıksız şerefsiz olanını seçiyorsun da bu hayattan ne bekliyorsun?
Kızın adı tuğçe. Öyle bir havalara girdi ki bu hocayla çıkarken. Ben de acı çekiyordum bu arada, bu adam bir öğrenciyle çıkabiliyormuş meğersem, bu bende olabilirdim ama olmadım. Oooff neden ben değilim çünkü şişmanım, hiç güzel değilim ve tam bir aptala benziyorum. Evet hakikaten bir aptala benzediğim şu anda bile su götürmez bir gerçek. Birinci sınıftayken henüz, sınıfta kalıp yıl uzatmak üzereydim. Bu hocamın dersi yüksek kredili bir ders ve derste gerçekten yetenekliyim, final sınavımda çok iyi geçti. Hayat bu ya.. geçip kalmam bu hocamın dersinden alacağım nota kaldı. Muhteşem arkadaşlarımın önerisine uyarak gidip onunla konuşmam gerektiğine karar verildi ve bende gidip konuştum. Sınavımın iyi geçtiğini söyledim ve yardımcı olmasını. İnanırmısınız bu adam, 90 lık bir kağıda hesap yaparak 40 verdi ve beni zar zor o dersten geçirdi. Ama dersten geçmem değil çok iyi bir notla geçmem gerekiyordu. Geçebiliyorken geçemedim ve 1.98 ile okulumu bir yıl uzattım.
Bu olayın üzerinden 1 yıl geçti, hocam ve tuğçe arasında işler iyi gitmedi. Ben artık ona aşık olamama rağmen hatayı kendimde aradım ve dedim ki demek ki sınavın o kadar iyi geçmemişti ve o sana hak ettiğin notu verdi. Taa ki bir yıl sonraki başka bir dersinde bana “ sana geçe yıl vermediğim notu vereceğim, derste çok iyisin” diyene kadar.
Bunu duyduğumda sadece gülümsedim. 3 yıl boyunca o adamı her gördüğümde yüzümü çevirdim, selam bile vermedim. İşte ben o zaman anladım ki erkek ırkına gerçekten köpek gibi davranacaksın. Çünkü 3 yıl boyunca ondan aldığım her dersim AA geldi. Mucizevi bir şekilde. Ya da insanoğlu buna vicdanın yükü de diyebilir. Ben öyle diyorum.
Bu olayı yaşamama rağmen bile hala erkekleri peşimden koşturabilen bir insan olamadım, beni görmeyenleri bile. Sanırım içimde hala bazılarının gerçekten insan olabileceğine dair ufakta olsa bir inanç var. Bu adam okulumun 1 yıl uzamasına neden oldu, beni maddi ve manevi o kadar büyük zorluklar içerisinde bıraktı ki… Bunlar ayrı birer konu başlığı olur.
Bir kadının hayatında erkek olması gerekmesi bazen bana kötü bir fikirmiş gibi geliyor. Çünkü onları ve bu pervasızlıklarını hiç anlamıyorum.
Ben bir yandan bu aptal duygularla uğraşırken, evimden, uzaklardan, kardeşimden bir telefon geldi.
“Abla, babam annemi aldatıyormuş, bilgisayardaki fotoğrafları ben buldum, annemde gördü. Burada çok kötü şeyler oldu. Ne zaman geleceksin?”
…………………………………

25 Ekim 2011 Salı

Radio Station


Mehmet ve Murat için ayrı bir başlık açmaya gerek yok bence. İkisi de yaşadığım şehrin en ünlü radyo programcılarıydı. Ben bu iki adama kendimi hiç göstermeden aylarca peşimde koşturdum inanırmısınız. Beni görseniz bunu görünerek yapacak alt yapı olmadığını görürdünüz. Ama güzel bir sesten zekice şeyler duymak erkeklere ilginç geliyor sanırım. Aslında onları neden listeye aldım bilmiyorum. Benim bazen yaşattıklarım yaşadıklarımı geçiyor. Sanırım ektiğimi biçiyorum. Yoksa şu an içimde hissettiğim dayanılmaz acının başka bir açıklaması yok. Onlarla telefonda konuşurduk. Saatlerce… Ne konuşurduk bilmiyorum ama benim her zaman hayatımda anlatacak çok şeyim oluyor sanırım.  Hala da var ya… Ya hayatım çok salak… pöööfffff
Sanırım benim bir yerlere gitmeye ihtiyacım var. Bazı düşüncelerimi değiştirmeye ihtiyacım var. Ama göğsümün üstündeki acı büyümeye devam ediyor. Beni hiç düşünüyor mu? Sorusunun cevabı bende hep Hayır. Açık konuşmak gerekirse, seni düşünmesini istersin ama seni asla düşünmez, kafasını yastığa koyduğunda senin sesini duymak yüzünü görmek istesin diye dilersin ama o bunu bir kere bile düşünmez. Sen bunları hayal ettiğin için bir aptalsın. Çünkü her zaman böyle adamları sevdin ve onlara hak etmedikleri sevgini verdin. Bu hiç değişmiyor. Ben bunları yazıp beni düşürdüğün bunalımdan çıkmaya çalışırken o aptal arkadaşlarıyla eğlenip, gülüp hayatına devam ediyor. Bunları söylediğimdeyse hayır benim hayatım öyle değil dersin. Allah belanı versin lan :D Hoooppp ne yapıyorum ben ooff kendime çok gülüyorum şu an :D :D :D Hadi herkes canını yakana küfretsin blog’u açsam eminim daha çok rağbet görürdüm. Aman zaten 3 kişiyiz şunun şurasında. Geride kalan iki kişide küfretsin içimiz rahatlasın. Bu onların adını anıp onları değerli yapmak değil, bunlar gerçek hakaret. Mesela benim küfretmek istediğim insan tam bir erkeğin Orospusuydu. Bu böyleydi. Bu kadar….
Daraaaraaaraaaraaardaraaaraaraaaraaa…..
Çok düşünmek kötüdür…det… 

24 Ekim 2011 Pazartesi

Akılsız Basım...


O’na neden akılsız dedim? Gerçekten bilmiyorum. Bence Akılsız olan sadece o değildi sanırım bendim de aynı zamanda. Şimdi şöyle bir durum var ki ben hayatımda bu insandan önce, bu ‘gerçek’ insandan önce, aşk nefrete ne yakınsın kelimesini hiç ama hiç anlamamıştım. Bu insanla nefreti gördüm, o zamanlar bunu ilk defa yaşadığım için bu bana çok büyük gelmişti. Hayatımın bundan sonraki aşk safhalarına hep onu kriter yaptım ve böylelikle uzun süre kimselerden nefret etmedim. Gelgelelim eğer ileride bundan çok daha büyük bir nefret yaşayacağımı bilseydim 2 yıl boyunca ağlamazdım. Şişmanlık çok zor bir şey. Yani sağlık açısından olan kısmına değinmeme bence hiç gerek yok. Çünkü çoğu kişi bunu sadece sağlıkla sınırlandırır. Şişman olmak ve sevdiğiniz kişi tarafından beğenilmemek çok büyük bir sorun bir kadın için. Bunun öyle bir psikolojisi var ki, bence bunu herkes anlayamaz ya da anlamak için çaba sarf etmez. Bunu benim bir takıntı haline getirmiş olmamsa çok daha başka şeylere, küçüklüğüme dayanıyor diyebiliriz. Açıkçası orası bambaşka bir hikaye olur ve benim o hikayeler için yeni bir blog açmam gerekir. Akılsız benim lise aşkım. Şaşırdınız mı? Aaaahhh lise de aşık olmak başkadır. Hele ki gerçekten birine dokunduğunuzda kalbinizin sesini kulaklarınızda duyduğunuzu fark ettiyseniz… Bu gerçekten başkadır. Şöyle bir söz duymuştum bir filmde. İlk aşklar asla ama asla unutulmaz. İşe bunu kabul ederek başlamak zorundasın. Her kadın belki de her erkek ilk olanın son olmasını diler. Bende onlardandım. Ama dım… Artık değilim. Çünkü bazı şeylerin olmaması daha sonraları sizi daha çok mutlu ediyor. Bu blog u kapatmak niyetindeydim. Ama yazmaya karar verdim. Son zamanlarda yazmak bile içimdeki öfkeyi ve nefreti dindirmese de yapabilecek daha iyi bir şeyim yok.
Akılsız öyle biriydi ki, dışarıdan baktığınızda kesinlikle yakışıklı demezsiniz ama bakışları inanılmaz etkileyici. Boyu benimle neredeyse aynı ama ben şişman olduğumdan daha yapılı duruyordum ve yanımda benden kısa görünüyordu. İnsanlar bunu bile önemsemez bazen ama ben bunu kafaya takan bir insanım. Neden mi? Çünkü aslında insanlar bunu önemse ve sizin hakkınızda fısıldaşırlar. Lise 2 de aynı şubeye düştük. Hikayeye başlayalım. Lisede en yakın arkadaşım Pelin ve ben hep aynı yerde oturduk iki yıl boyunca. Öğretmenler masasının hemen karşısındaki ikinci sıra. Hepte aynı insanlar vardı etrafımızda. Lise 2 nin başlarında onu çok hatırlamıyorum o kadar dikkatimi çekmemişti. Sonraları sınıfın kapısından girerken onu izlediğimi fark ettim. Önümüzde oturan Burcuyla çok yakın arkadaşlardı. Olay şöyle başladı, bir tek bugünü çok net hatırlıyorum geri kalanlar çok bulanık. Hasta olmuş ve okula 3 gün üst üste gelmemişti. Herkes nerede diye soruyor yakın arkadaşları hasta diyor. Burcu mesaj attığından bahsederken bir deli cesaretiyle numarasını istedim ve aldım. Belki ileride olacakları bilse Akılsızıma abayı çoktan yakmış olan Burcu bana o numarayı hayatta vermezdi. Ama o gün verdi. Akşam evdeyken mesaj attım. Klasik bir geçmiş olsun mesajı. Kusura bakma geç haberim oldu dedim. Yazdığı cevap ‘Esta piti piti arkadaşım. Ne demek. İstesemde kusuruna bakamam zaten’ Ne saçma mesaj değil mi? Ama ben o mesajı okurken elimde telefonu değil kalbimi tutuyordum sanki. Evet bunu gerçekten hissetmiş olmam şimdi bana mucizeleri hatırlatıyor. Zaman içerisinde ben Akılsızla nasıl o kadar yakın arkadaş oldum, hatta Pelini nasıl ikinci plana atacak kadar onunla yakın oldum hiç bilmiyorum. O süreci gerçekten hatırlamıyorum. Ama yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu ve bunun farkında olan gözler bizi izliyordu. Akılsız sınıfımızda olan başka bir kıza ilkokuldan beri aşıkmış. Bunu herkes biliyordu da ben salak iş işten geçtikten, ona deli gibi aşık olduktan sonra duydum bunu. Onun adına da melek diyelim. Melek çıtı pıtı gözlüklü sevimli bir kız. Yani lanet olsun ki o sürtük gerçekten çok sevimliydi ve benim akılsızımı yaklaşık 4 yıldır peşinden koşturuyordu. Melek Lise 3 ün son zamanlarına kadar hiç ama hiç seneyoya dahil olmadı. Akılsız bana arada anlatırdı onu. Ama ben hep o zamanları görmezden geldim. Lise 3 e geldiğimizde artık aramızda başka bir şey olduğu belli. Ama benim aklım hiç susmuyor ve melekle kendimi karşılaştırmalarım devam ediyor. Tabii ki kaçınılmaz son. Ondan hiçbir eksiğim yok. Aksine bir 30 kilo kadar fazlayım! Akılsızın yanında onun durduğu gibi duramam. Bu düşünceyi aklınızdan nasıl atabilirsiniz? Atamıyorsunuz. Kendimi yiyip bitirecek kadar aşıkta olsam bu düşünceyi kafamdan atamadım. Lise 3 ün başlarında yine aynı yerde aynı kişiyle oturuyordum ama aklım tamamen onunla doluydu. Burcu ona aşıktı, arkamda oturan Emel ona aşıktı. Pelin ondan nefret ediyordu. Melek onu süründürüyordu. Ben… Benim için aşık olmak kelimesi az kalıyor. Onunla ilgili hatırladığım güzel şeyler var, mesela parkta hepimiz beraber otururken ellerimi sıkı sıkı tutmuştu ve kalkana kadar bırakmamıştı. Burculara gittiğimizde Burcunun yatağına uzanmıştık beraber. Kafamı sıraya koyup hastaymışım gibi yapmıştım yanıma gelip ellerini saçlarımın arasına sokmuştu kulağıma fısıldamıştı ne oldu diye. Onu kaybetmemek için çok yalan söyledim. Ama bunlara hiç gerek yokmuş aslında. O zaten benimdi ama ben bunu göremeyecek kadar Melekle çekişmeye girmiştim kafamın içinde. Yoksa kim en yakın arkadaşına “aşkım benim” diye başlayan bir mesaj atar. Birde değil bir sürü mesajında beni sevdiğini söyledi. Sakın ordan bakınca sende yazmışsındır bende seni seviyorum diye demeyin. Çünkü yazmadım. Bir kere bile. Bütün o mesajlara karşılık kurduğum en samimi cümle bi’tanem di. İster inanın ister inanmayın ama ben bunu yaklaşık 3 yıl sonra fark ettim. O kadar inandırmışım ki kendimi, normal olan bir erkeğin gelip sana çıkma teklif etmesi gerekir fikrine. Şimdi çıkma teklif edilmesi bile, çıkmak bile gereksiz geliyor. Sürekli benimle bir şeyleri konuşmasını bekledim. Ben hiçbir şey yapmadım. Gerçi yapsam belki her şey ter tepecekti. Yıllar boyu onu suçlayıp ağladım ve 3 yıl sonra aşkına karşılık vermediğim oydu sanırım dedim kendi kendime. Belki de böyleydi. Çünkü Lise 3 ün sonuna geldik ve ben ona hala çok basit bir soruyu sormamıştım “Melek’i sevdiğini söylerken neden bana aşk mesajları atıyorsun? Neden benimle saatlerce telefonda konuşuyorsun?” Ben bunları soramadan o bana okul bahçesinde “Melek le artık sevgili olduklarını söyledi” ooofff içim sıkıldı. O sınıfın o koca okulun bana bu kadar dar geleceğini bilmezdim.  Sadece güldüm ve çok sevindiğimi söyledim. O ise bana acıyarak bakıyordu. Yüzü genelde yere eğikti. Bunları o zamanlar tahlil edemedim. Şimdi edebiliyor muyum? Bilmem… Aradan 1 yıl geçti, onlar beraberken ben onunla görüşmeye, onu görmeye nasıl dayandım hiç ama hiç bilmiyorum. Üniversiteyi kazandığım yıl onun en yakın arkadaşının yaptığı bir hatayla hepsini hayatımdan çıkardım. Aklımca yeni bir sayfa açtım. O soruyu hiç soramadım. Cevabını da bilmiyorum. Amaaann amma da acıklı bir duruma soktum kendimi.  Şimdi bunlar beni hala ağlatabilir.
Herkesin bana kurduğu cümle “ aslında çok güzelsin, birazcık kilo versen….” Hay sıçayım ağzınıza. Ben birazcık kilo verseydim şu adamı kendime köpek edecektim. Adam olsa bari. Melek dediğimiz kız benim aynı odada uyuduğum sınıftaki en yakın arkadaşlarımdan biriydi. O sürtük Aliyle olan muhabbetimi bildiği için bunu yaptı. Benim uğruna 2 yıl ağladığım adamda koşarak gitti. Zayıf olsan ne olacak. Ağzına sıçacak adam yine ağzına sıçar. Sana mı acıyacak? Acımaz.
Benim aşık olduğum ve bana acı çektiren adamların ikisi de beni çok tanımaz. Mesela ikisi de şu yazıyı yazabileceğimiz bilmez. Neler yapmak istediğimi ve neler yapabileceğimiz bilemezler. Çünkü beni dinlemezler. Nedenini hiç bilmiyorum. Neyse artık sıkıldım Akılsızdan konuşmaktan. Ondan nefret bile etmiyorum, hiçbir şey hissetmiyorum ona karşı. Ahhh işte bunun nedenini söyleyebilirim. Geçen zaman içerisinde karşıma nefret edebileceğim çok daha süper bir seçenek çıktı da o yüzden.
Fransızca öğrenmeye karar verdim bu arada. Bir kitap aldım kendime…
Au revoir! (orevua:r) wuuuhhuuuu

 Kesinlikle çok düşünmemelisin!

9 Ekim 2011 Pazar

Esrar

Aslında esrar hakkında söyleyebileceğim çok fazla bir şey yok. Çünkü fazla bir şey hatırlamıyorum hislerim hakkında. Yine ben sınıfın en haylaz ama yakışıklı çocuğundan hoşlanmıştım. Önümde oturduğunu hatırlıyorum. Kavga ederdik. Bebek yüzlü bir çocuktu bu çok hoşuma giderdi. Tabi ki tek talibi ben değildim başta kuzenim esin, ve funda. Bir ara Fundayla tartışmıştık galiba. Esinle esrarı telefonla oynattığımızı hatırlıyorum. Fundaya çok sinir olurdum ama geçen aylardan birinde iftar için buluştuk ortaokul arkadaşlarıyla çok tatlı bir kız olmuş. Esrar ise halı tüccarı olmuş. Tam bir kro. Kendisinden beklendiği gibi üniversite de okumamış. Zaten ortaokul bittiğinde de çok cezp etmiyordu beni. Kafamı bunlarla meşgul ettiğimden adam gibi ders çalışmıyordum. Herkes iyi kötü bir Anadolu lisesine giderken ben düz liseye gittim. Ama meğer o liseye gitmemin tek nedeni, ileride hayatımın dersini alacağım yer olarak hatırlamam olacaktı.
Kedileri çok seviyorum ya, her yere onların fotoğraflarından koyasım var. 
Çok düşünmeyi düşünmeyin... saygılar...hörmetler...öhöm... trım trım :))))))))))